Dodurga Mezarlığı (Ah Ben / Denizli Günlüğü)
5 Ekim, Pazartesi
Bir “pişi hayırı” vesilesiyle Dodurga’daydık bu hafta sonu. Acıpayam Dodurga eşimin köyüdür. Misafirler çoğalmaya başlayınca kızım Bike’yle Dodurga Mezarlığı’na gittik. Bu mezarlıkta da hısım akraba, tanış biliş her geçen yıl artıyor. İlk ziyaretimde sadece hikayelerini dinlediğim insanlar için ziyaret ediyordum mezarlığı, artık hikayesinin bir kısmına şahit olduğum epey insan burada yatıyor. Zaman geçiyor, ecel adlı tahsildar insanlık ekininden aldığı vergiyi bu duvarların dışından içine taşımaya devam ediyor.
Kendi ölülerimiz başta kabristanın bütün sakinlerine fatihalar okuduk önce, sonra eski kabirleri, eski yazılı kabir taşlarını inceledik. Bike okudu ben eksiğini tamamladım daha çok.
Daha önce tespit ettiğim ve tarihi, kültürel değeri olduğunu düşündüğüm bazı taşları gösterdim.
Tabi o mezarlara geçmeden önce ortada su yalağı olarak kullanılan Roma devrinden kalma mermer lahit hakkında konuştuk. Bir lahit için son durak gerçekten de bir müze değil mezarlık olmalı belki. Belki ironik belki ibretlik bir manzara. Buralarda roma döneminden sütunlara, stellere bazen evlerin duvarında devşirme malzeme olarak da rastlandığı için mezarlıktaki lahit kimseye pek garip gelmiyor olmalı.
Gelelim bahsedeceğim mezar taşlarına:Birinci mezar Emir Ayşe Hanım’ın mezarı. Bu mezarı ilk ne zaman gördüm bilmiyorum ama o sıralar saç örgülü mezar taşlarının Yörük-Türkmen kültüründeki önemi hakkında bir şeyler okumuştum. Bu mezar taşı da tam o bahsettikleri taşlar gibi saç örgülüydü. Yalnız bu tarz örgünün bir zamanlar erkeklere ait olduğundan bahsediyordu yazıda. Bu bilgi bizzat gördüğüm mezar taşına uymuyordu. Zaten o yazıya da bilimsel bir dergide değil sosyal medyada rastladığım için üstünde durmadım.
Emir Ayşe’nin henüz evlenmemiş bir genç kız olduğunu düşünüyorum, belki bu gür saçlı mezar taşı tipinin merhumun medeni durumuyla da ilgisi vardır. Onun evlenmediğini düşünmemin nedeni ise kitabesinde kocasından değil sadece babasından bahsedilmesi.
Taşın bir yüzünde saç örgüsü şekli var, kitabesinde ise şunlar yazılmış:
“Külli nefsün zaikatü’l-mevt
Ezelden nâr-ı hasretle geçirdim ömrümü
Edenler ziyaret okusun Fatiha kabrimi
Ko(ca?) Hüseyin kerimesi Emir Aişe ruhuna
Fatiha”
Bike’ye gösterdiğim, eskiden beri dikkatimi çeken ikinci mezar taşı Musa Efendi’ye ait. Musa Efendi kimdir, kimlerdendir bilmiyorum. Taş ortadan kırılmış, tam da bir ihtimal kimlerden olduğunu anlatan satır tahrif olduğu için orasını okuyamadım. Ama mezarlıktaki eski yazılı mezar taşları arasında mermerden yapılan sadece birkaç mezar taşı var ve biri bu. Üstelik şehir mezarları gibi yazısı iyi bir hattat tarafından yazılmış, mermeri işleyen hakkak da işinin ehli bir ustaymış. Başında kavuk, kavukta bir gül var. Demek önemli, okumuş bir insanmış Musa efendi.
Kitabesinin okuyabildiğim yerlerinde şunlar yazıyor:
“Sene 123?
Hüve’l-Hallaku’l-Baki
Ziyaretden murad bir duadır
Bugün bana ise yarın sanadır
Cennetü’l-firdevs (?)...
El-merhum ve’l-mağfur Musa
Efendi ruhıyçün Fatiha”
Evet, “Ziyaretden murad bir duadır / Bugün bana ise
yarın sanadır.” Bu uyarı İlbadı Mezarlığı’nda da en
sık karşılaştığım cümleler. Mezar ziyareti niçin yapılır,
türbelerden medet umulur mu gibi bugün de sıkça gündeme gelen
meselelerin bizzat mezar taşlarına hakkedilmiş hali.






Yorumlar
Yorum Gönder